Ayrılığa ulaşabilseydik ona kendi acısını tatırırdık... Gönül Sızım - Blogcu


Gönül Sızım

1/12/2007 - mum gölgesi kadar mahzunum şimdileri...

Yorum (8) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

30/10/2007 - Ne zaman anarsam Sen'i...

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

24/10/2007 - ...

 

 

Efendimiz(s.a.v.)'in elinde en değersiz şeyler bile değer kazanırken bizlerin elinde en değerli şeyer bile değer kaybediyor...

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/9/2007 - Pişmanlıklarımızın uslanmaz tetikleyicisi...

 

Sırf her şey güzel olsun ve insanlar mutlu olsun diye, o an gidemeyeceğin yere gitmek, yapamayacağın şeyi yapmak, ayıramayacağın vakti ayırmak, tahammül edemeyeceğin kişilere ve durumlara tahammül etmek zorunda kalmak, ne kadar ulaştırdı başını göğe ey içindeki bitmek bilmeyen sevgi yumağının karmaşasında ayağı takılıp düşen, içindeki poliyana kimliğinin adsız kahramanı güzel insan?

Yaşamın neresinden sondaj yapıp da umut çıkarsam diye çırpınan; sırf duygusal yakınlığını yitirmemek adına, yanlışlarını, yanılgılarını, seni içine hapsettiği kalın soğuk duvarları görmezden gelerek her gün biraz daha eksildiğin insanların sayısı, boyunu geçerken; pişmanlıklarını bile bile her şey güzel olsun diye çoğaltan, kedinden veren ve kendini yitiren sen ne zaman akıllanacaksın?

Noktasal ve santim santim ilerleyen yanlış bir çizgiyi karalarsın. Olsun boş ver, bunu da unuturum nasılsa, ben önemli değilim, bu da geçer, yeter ki yüz çevirmeler olmasın, kırgınlıklar olmasın, ruhum bunlardan dolayı yaralı ve çaresiz çırpınan bir kuş gibi ellerinde ölmesin diyerek içini doldurduğun bu çizginin; içine atılmış kan revan içindeki izlerin sebebi olduğunu bilirsin bilirsin de hala neden pişmanlıklarının sebeplerini çoğaltır, onları pohpohlarsın, pışpışlar büyütürsün?

Nedeni basittir amma esarettir o; kendinize, güçsüzlüğünüze yenilmişliğin soluk resmidir, gözlerinizin değdiği her an yağmura yoldaş olan…
Silip geçememek, kapıyı çarpıp çıkamamak, elini masaya vuramamak, yanlışı; kaybederim korkusuyla mimarının yüzüne vuramamaktan ve buna cesaret edememekten kaynaklanır tüm bunlar.

Aman kimseyi incitme felsefesi ile yetişmişsen, her düştüğünde seni sevgisi ve uzattığı sıcacık eliyle tutup kaldıran, toparlayan, birleştiren birilerinin varlığı yaşama karşı sesini hiç yükseltemeyen ve bunun sancılarıyla kıvranan bir birey olmana sebep olur. Ama sadece hep veren, canı yansa da sesi çıkmayan, isyanlarını bastıran, özün çirkinliğini yansıtan söze karşı, yutkunup sustukça bir birey olduğun hatırlanır ancak.

Harcına gözyaşı, masumiyet, çıkarsızlık, saflık, iyi niyet kattıkça her halini; azına tav olup çoğunda şaşıran birilerine hoşgörü ve güler yüz tepsisiyle sundukça, haddini aşan, boyundan büyük laflar eden, kendini olmadığı ama senin sürekli ifade ederek inandırdığın bir şey sanan insanlar türetiyorsun. Sonra pişmanlıklarını tetikliyor, seni vücuduna girerek halsiz düşüren mikroplara bu kadar yol vererek, fırsat vererek yaşama karşı inancının da katili oluyorsun, Ey kalabalıklar içinde kaybolmuş bir toplu iğne kadar yalnız insanoğlu…
Bu yazı iyilerin yüzü suyu hürmetine yazıldı…


alıntı

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

12/7/2007 - Sustum..!

 


ne kadar susulacaksa o kadar sustum!
kendimle konuşuyorum şimdi yalnız...
yalnız yüreğimle dokunuyorum sesime
kimse duymuyor...
sustum
sustu dudağımdaki şarkı, gözlerimdeki şiir
yaraları yalayan rüzgar
sokaklarında kahrolduğum şehir
gözlerim konuşuyor yalnız!

sustum!
bin ah sürüp dudaklarıma
ne kadar susulacaksa o kadar sustum!
sustu benimle deniz,
sustu deli dalgalar, sustu martılar...
umutlarımı sarıp rüzgarlara
uzaklara savuruyorum her gece
yıldız yapıp serpiyorum gökyüzüne
kimse görmüyor...

saçı ağarmış hayaller
nemli kirpiklerle
bulutlandığında gözlerim
gökte şimşek olup çakıyorum
kimse görmüyor...

sustum!
tuz basıp yaralarıma!
sustum
içinde volkanlar taşıyan bir derviş gibi
yaslanıp yalnızlığın duvarına
gül döküp kalabalıklara
kimsesiz geziyorum gönül ülkemi her gece
kimse bilmiyor...

sustum!
sustu benimle gök, sustu dağ, sustu toprak
acılar konuşuyor şimdi yalnız
yaralı gönlümün sızıları konuşuyor
tutup öldürüyorum içimdeki sevdaları bir bir
atıyorum uçurumlardan
kimse görmüyor

sustum
sustu benimle sarı sabır, sustu hasret, sustu zaman
sustum
yalnız gözlerimle dokunuyorum hayata
kimse duymuyor

sustum!
içimdeki dalgalar kabardıkça volkanlar gibi
sustum
sustu dudaklarım, sustu gözyaşlarım
sustu gözlerimdeki şiir
gönlümdeki nehir
bulutlar haykırdı isyanımı
şimşekler haykırdı
sadece ben duydum
sadece ben

ey beşiğini sallayıp boğduğum hayat
kucağımda büyütüp öldürdüğüm sevgi
yaralar merhem tutmuyor
geceler avutmuyor
ben sustum
acılarım konuşuyor yalnız

ben sustum!
susmuyor yüreğimi kavuran kasırga
pencereme vuran yağmur damlaları
susmuyor her gece dışarda inleyen rüzgar
gelmiyor bahar
kuşlar sevinmiyor
yıldızlar küs
ay üzgün
güneş doğmuyor
acılar dinmiyor
içimde binlerce şiir kanıyor her gece
kimse bilmiyor

sustum!
sustu benimle sarı sabır, sustu hasret,
sustu hayat
sustu zaman
acılar konuşuyor yalnız
acılarım konuşuyor
kimse duymuyor...
duymuyor...
duymu...
duy...

Nuri CAN

Yorum (9) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

23/6/2007 - Gözyaşı hokkası...

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

21/6/2007 - Gittin ammaki...

 

 

 

Bad-ı Saba ilkbaharlarımıza eylül hüzünleriyle uğradı bir sabah.
Bütün herşeyin yeryüzüne kavuştuğu bir ilkbahar gününde, ayrılığın gözyaşı yağmurlarında bırakıp da gittin bizi.
Gidişlerin lirik türküleriyle bırakıp da gittin bizi. Gittin amma ki koydun derin hasretlerde bizi. Bir gidişle gittin ki, hayllare bile dönüş kapısı bırakmadın.
Bad-ı Saba keskin bir ayrılık kokusu getirdi bize.
Ve ardından "keşke"li kelimeler yonttum. Ve yüreğimin dört bir yanını dağladım sivri ucuyla sonra. Sonra sana dair hülyalarımı, beyaz kefenlere sardım.Ağıtlarla beraber hüzün tütsüleri yaktım ardından. Ve ılık ılık gözyaşları döktüm toprağına.
Bir ilkbahar sabahına doğuyordu ki güneş, eylül vedaları gibi sarardı dünyamızda bir anda. Ve ölüm gibi bekledi sevdiklerin damlarda. Kelimeler dillerde kanadı. Saba Rüzgarı, eylül rüzgarları gibi dallarda kendini hüzne vurdu. Goncalarımız gül olma hayalleri kurarken, tomurcuk içinde rengini yitirdi. Güller ağladı kanlı gözyaşlarını içine doğru, ben ağladım.
Bad-ı Saba ilkbaharımıza eylül hüzünleriyle uğradı bir sabah.
Her ayrılığımızda el sallardık birbirimize. Seninle hayaller yontardık dünyanın bağrına saplamak için. Sonra sevda iklimlerimizin aşklarına besteler yapardık, birbirimize duyurmadan. Şehit olmak da vardı bu yolda. Sonra umutlarımızı hep gemi yapardın kağıttan. Ve de uçak yapardın. Ben hep seni hayallerimin vasıtalarına pilot yapardım. Yaprakları sarratıp da düşürmezdik yüreklerimize. Hiç eylülleri söylemezdik ve hiç eylülleri sevmezdik bu yüzden.
Bad-ı Saba ilkbaharımıza eylül hüzünleriyle uğradı bir sabah.
Özlemlerimiz boynu bükük kaldı. Özlemlerimiz sarıldığın beyaz kefenler kadar beyazdı.
Ve ben gizli gizli ağladım ardından. Oysa hep aklımdan güller geçerdi. Oysa hep güzellikler söylerdik. Bağrımıza düşen ilkbahar yağmurlarını yeşerttik hoş. Belki bir güzellik daha yaptın kendince. Çünkü senin hiç çirkinlik yaptığın görülmedi ki.
Ki: "Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?"

 

Ahh Bad-ı Saba ilkbaharlarımıza öyle bir hüzünle uğradınki!...

şimdi bana düşen  güzel bir tevekkül ile dua göndermek...

 

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Ayrılığa ulaşabilseydik ona kendi acısını tattırırdık...

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
e-posta

Bağlantılar

Ensevgiliye
Nurforum
Herkul
Zaman
Sızıntı

Kategoriler

Kategori yok

Arkadaşlarım

zayenderud
yunuskose
uzlet
vureyka
solmaz1
vaktileyl
nalezar
vaktivisal
elfckmk
eskalud
ddervish
Dilefkar
HazanMevsimleri
zerreitoz
kelebekimm
dilsizmutercim
XemgiN
rahmetdamlasi
1001kopru
mnelam
adimsonbahar
benefsem
sinedecanisigi
erva
NuruHilal
kucukdunyam08
elifnihan
kardelen5534
oroperi
nurrisalelerim
petrapovllu





















/html>